Kıssadan Hisse

Kıssadan Hisse

Erik Ağacında Nar Olmak

Erik ağacında narım ben

Beklediğiniz zamanda

Beklediğiniz gibi değilim

Aynı doğaya aitim

Aynı toprağa

Aynı güneşe

Aynı buluttan yağmura muhtacız

Şaşırdınız tabi

Erik ağacında nar

Ben de öyle

İçimde binlerce tanecikler

Ayrı ayrı odacıklar

Geç olgunlaşıyorum

Yalnızım..

Erik ağacına değil

Toprağa değil

Dalına ağırım

Ama meyveyim erik ağacında da olsam

Sizin ayrı ayrı yüzleriniz fikirleriniz

Renklerinizle olduğu gibi

Ne güzel ama değil mi?

Evet ağaçta şaşkın ben de

Sizin gibi

Kimsenin tercihi değilim

Benim de seçimim olmayacağını biliyorsıunuz

Ama erik değilim ben narım

Erik ağacında

Aynı doğaya ait…

  

 Özürlü Olimpiyatları…

Bir kaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte başladılar, bir hamlede başlamadılar belki, ama yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarışa başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi oğlanın ağlamasını duydular. Yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye döndüler ve oğlanın yanına geldiler. içlerinden Down Sendrom’lu bir kız eğilip oğlanı öptü ve “Bu onun daha iyi olmasını sağlar” dedi. Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı. Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatıyorlar. Neden mi? Çünkü şu tek şeyi derinden bilmekteyiz : Bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir şeydir. Bu hayatta önemli olan, yavaşlamak ve yönünüzü değiştirmek anlamına gelse bile diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir.

Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün kendisini ezmesine davetiye çıkarmış olur.

 

Kurbağanın Hikayesi…

Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa, arkadaşlarını seyretmek için toplanmış. Yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğini inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyuluyormuş: ” Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar! ” Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece biri inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyorlarmış. “Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!” Sonunda bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayretle mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş: “İmkânsızı nasıl başardın?” O anda farkına varmışlar ki, kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Olumsuz düşünen insanları duymayın! Onlar kalbinizdeki tüm ümitleri çalarlar!

 

 

Dinle…

Bir anne, bir gün yorgun bir şekilde eve dönmüş. Sekiz yaşındaki oğlu, küçük kardeşinin yaptıklarını annesine yetiştirmek için sabırsızlıkla onu kapıda bekliyormuş. Annesine heyecan dolu bir ses tonu ile; “Ben dışarıda oynuyordum, babam da telefonda konuşuyormuş, Mert pastel boyalarını almış ve duvara yazı yazmış anne. Senin oturma odasına kapladığın güzel duvar kağıdını değiştirmek zorunda kalacağın için kızacağını ben ona söylemiştim.” demiş. Anne ellerini belli amaç için kullanmak üzere boşaltırken, küçüğün korku içinde saklandığını bildiği dolaba doğru yürümüş. Odaya girerken onun adını pek de sevgi dolu olmayan bir ses tonu ile çağırmış. Küçük çocuk bu ses tonunu çok iyi tanıyormuş. Korkuyla titredi küçük. Daha sonraki on dakika boyunca anne bağırdı, çağırdı, o duvar kağıdı için nasıl para biriktirdiğini, ne zorluklarla yaptırdığını haykırdı. Bu düşüncesizce davranışını kınadı, köpürdü. Bağırdıkça öfkesi kabardı, öfkelendikçe bağırdı. En sonunda kapıyı çarpıp küçüğün odasından çıktı. Anne korktuğu şeyle karşılaşmak için oturma odasına gitti. Duvarı görünce adeta yaşlar gözlerine hücum etti. Gördüğü yazı kalbine bir ok gibi saplandı, duvarda bir kalp içinde:

“Seni çok seviyorum anneciğim, yarın ki anneler günün kutlu olsun.” yazıyordu. Duvar kağıdı, annenin onu bulduğu şekilde kaldı.  Ancak yazının etrafında boş bir çerçeve vardı.

Hayatta onlara bağırmadan, yargılamadan, kıyaslamadan önce, duvardaki yazıyı okumanızın bir ilkeniz olması dileğiyle…

 

Başa Dön